The Birds

The Birds ★★★★

Gerilim sinemasının tüm zamanlar boyunca en önemli isimlerinden birisi olan Alfred Hitchcock'ın prodüksiyon aşamasında çektiği zorluklar sebebiyle en zorlandığı filmler arasında kendine yer bulan, harika ses kurgusuyla, imgeli anlatım tarzıyla, dönemine göre başardığı birçok teknik başarısıyla ve gerilim denen o bilinmezlik hissinin izleyiciye nasıl verilmesi gerektiği konusunda adeta ders niteliğinde olan yapısıyla The Birds filmi benim için Hitchcock sinemasında kendini güzel hatırlatacak, ancak bazı yetersiz açıklamalar nedeniyle diğer zamansız başyapıtları kadar yukarılara pek bir fazla çıkamayan, oldukça iyi bir yapım oldu.

Hitchcock yine her filminde olduğu gibi ne kadar iyi bir gerilim yönetmeni olduğunu bu filmiyle beraber bizlere tekrar tekrar kanıtlamış ve ne kadar usta bir sinema dilinin olduğunu çok daha net bir şekilde göstermiş. Zaten kendisi sinema tarihinin yönünü çok keskin bir biçimde değiştiren birçok yapımın yönetmenlik koltuğunda oturan bir isim ve filmleri her sinema öğrencisi için büyük bir öneme sahip. Bunların en başında da Vertigo ve Psycho gibi çok meşhur başyapıtlar geliyor ve bu yapımlar şuanda gerilim sinemasının nasıl bu noktalara geldiğinin en büyük 2 kanıtı niteliğinde. Özellikle Psycho hala pek çok sinemacı tarafından imrenilerek bakılan ve seviyesine çok bir fazla gelinemiyen unutulmaz bir şaheser. The Birds filmi de bu eserlerin yanında pek bir fazla sırıtmayan ve Hitchcock sinemasına yakışır bir eser olabilmeyi oldukça iyi bir şekilde başarmış doğrusu. Ayrıca böyle bir filmi sinemada izlemek de benim için ayrı bir güzel deneyim olmuş oldu. Salonun genel kalitesini pek bir fazla beğenmesem de aldığım deneyimden pek bir fazla şikayetçi değilim açıkçası. Ancak tabii ki bu salonun biraz sorunlu olduğu gerçeğini de değiştirmiyor doğrusu.

Peki filmde neler iyiydi? Filmin ses tasarımı gerçekten o kadar iyiydi ki sadece seslerle bile sizi nasıl germesi gerektiğini çok iyi bir biçimde bilen bir yapıya sahipti ve çok başarılıydı. Gerilim unsuru olarak filmin tam merkezi konumunda bulunan kuşlar zaten kendi başlarına çok sesli ve sinir bozucu bir hayvan türü. Hitchcock da bunun çok ciddi bir biçimde farkına varmış ve kuşları filminde her anlamda çok başarılı bir şekilde kullanmış. Özellikle bazı çok gerilimli anlarda çok fazla kuşun olması ve bunların hepsinin kendi başına çok yüksek seslere sahip olması, ses kurgusuna çok ciddi bir biçimde etki yapmıştı ve çok başarılı tasarlanmıştı. Kuşlardan bağımsız olarak da filmin genel ses düzeyi çok rahatsız edici seviyelere çok iyi bir şekilde geliyordu ve size tek başına bile çok güzel bir şekilde gerebiliyordu. Aynı şekilde müzik kullanımları da çok titizlikle filmde kullanmıştı ve kuşların yarattığı büyük gerici atmosferin önüne geçilmesine çok bir izin verilmemişti. Bu da filme çok pozitif bir etki yapmıştı. Bunun dışında filmin anlatım tarzı da yine oldukça başarılıydı ve bol imgeli bir yapıya sahipti. Zaten yönetmen de bu filmi için "Kendini beğenmişlik" üzerine bir film yapmak istedim diye bir açıklama yapmış ve filmde yaptıklarından bu açık bir biçimde belli oluyordu. Özellikle hayatında yaşadığı birçok travmayı filmin anlatım tarzının birçok yerine küçük küçük serpiştirmesi de, bu anlatım tarzının ne kadar iyi ve bol imgeli olduğunun güzel bir göstergisi gibiydi. Gerçekten her detaya baktığınızda kendini beğenmişlik ve yönetmenin hayatından birçok kesit üzerine çok göndermeli sekanslar görmeniz oldukça kaçınılmaz duruyordu. Ayrıca filmin hikâyesi de bu anlatım tarzına çok iyi biçimde hizmet ediyordu ve sizi daha da bilinmez bir ruh halinin içine kapatıyordu. Kasabaya yeni gelmiş Melaine karakterinin, herkes tarafından bir bela getirdiğini sanması sonucu kuşların çok saldırgan bir biçimde davranmasını konu alan film, kadının toplum içerisindeki yerine ve kendi çıkarları adına herkesi yok sayma üzerine birçok güzel noktaya değinen bir hikaye yapısına sahipti ve içinde de yönetmenin eski filmlerine bolca gönderme içeriyordu. Özellikle bazı çok detay anlatımlar ortada bulunan içeriğin dışardan biraz boş gözükmesine neden olsa da, derinine inildiği zaman oldukça katmanlı bir altmetin oluşturulmasına yardımcı oluyordu. Bunun dışında filmin oyunculuklar kısmı da yine gayet dönemi için oldukça başarılı duruyordu. Tippi Hedren, Rod Taylor ve Jessica Tandy rollerinde bir hayli öne çıkan isimlerin başında geliyordu ve kendi dönemleri için oldukça başarılı performanslar sergiliyorlardı. Aynı şekilde bazı yan rollerde bulunan oyuncular da rollerinin haklarını bir bir verebiliyorlardı. Bunun dışında filmin atmosferi de her dakika daha fazla yükseliyordu ve gerilim hissiyatını her dakika daha da yukarılara taşımak için çok önemli bir unsur niteliğindeydi. Kuşların kullanımının filmin her dakikasında daha fazla artması filmin atmosferinin de çok daha gergin bir hal almasına neden oluyordu ve oldukça etkili bir şekilde kullanılmıştı. Özellikle sonlardaki yüksek tempoyu filmin geneline kıyasla çok daha fazla sevdim ve sahnelerde beklenenden çok daha fazla gerildim. Bunun dışında filmin teknik başarısı da ses dışında pek çok anlamda da yine oldukça başarılıydı. Sinematografi, mekan seçimleri ve ışık kullanımları dönemi için çok klasik ve etkin bir biçimde kullanılmıştı ve oldukça da başarılıydı.

Peki filmde neler kötüydü? Filmin benim açımdan tek sıkıntısı hikayesinin dışardan biraz fazla bir şekilde boş durmasıydı ve bazı açıklamaların benim için biraz yetersiz kalmasıydı. Aslında genel haliyle bakıldığında film içi çok dolu dursa da, bazı çok temel soruların film boyunca hiçbir şekilde cevaplanmaması, bazen kafada çok büyük soru işaretlerinin kalmasına yol açıyordu ve asıl odaklanmamız gereken bazı şeylerin biraz odak dışı kalmasına neden oluyordu. Özellikle bunların en başında gelen ve filmde de alenen sorulan "Bu kuşlar neden bu şekilde davranıyor? " sorusu filmde hem polisler, hemde halk tarafından hiçbir şekilde açıklanmıyordu ve ortada çok büyük bir bilinmezlik yaratıyordu. Bu da doğal olarak izleyicinin kafasında sürekli bir neden sorusunun kalmasına ve filmin genelindeki asıl odak verilmesi gereken yerlere pek bir fazla odaklanamamasına yol açıyordu. Arada yönetmenin bunu bilerek yaptığını düşünsem de, filmin devamında açıkça gözüme batması bu düşünceden de biraz daha uzaklaşmama neden oldu doğrusu. Keşke bu çok basit sorular filmin ortalarında çok basit bir şekilde izleyiciye verilseymişte kafada bu kadar soru işareti kalmasaymış. Bunun dışında filmin çok göze batan ve vurucu bir eksisi de bulunmuyordu.

Özet olarak The Birds filmi dönemi için harika teknik başarısı, imgeli anlatım tarzı ve gerilimi harika bir şekilde kullanması ile bizlere ortalama üstü bir yapım sunuyor. Çıktığı dönem için pek çok açıdan bir şaheser niteliğinde bile sayılabilecek olsa da, 2021 yılı için bazı yetersiz açıklamaları sebebiyle bazı izleyiciler tarafından bekleneni veremeyen bir iş olarak da nitelendirilebilir bir yapıya sahip. Hitchcock sinemasında güzel bir yerde dursa da, eski yapımları kadar yükselemeyen, ancak dönemi için pek çok güzel şey başaran gayet iyi bir yapım. Görülmeye oldukça değer. 8/10

Furkan1501 liked these reviews