Squid Game

Squid Game ★★½

Arenada gündelik hayatta dezavantajlı konumdaki insanların ölesiye mücadele edişi konsepti Antik Romaya kadar uzanan eski bir konu. Aradan geçen iki bin yıla rağmen ölüm kalım savaşları hala geniş kesimleri heyecanlandırmayı başarabiliyor -enteresandır ki.

Bu tip dizilerde işin içine biraz felsefe sokulduğunda, klişe damgası kaçınılmaz oluyor. Senaryo ekibi, “para karşısında insanın düşeceği durum” tasvirini yaparken söylediği sözlerle kör göze parmak sokmaktan kaçınamıyor. Zenginlerin, yalnızca eğlence için insan hayatını düşürdüğü durum “at yarışı” benzetmesi üzerinden ucuz bir şekilde eleştiriliyor. Alınması istenen dersin altı son derece didaktik bir şekilde tekrar tekrar çiziliyor. Bu “tekrar tekrar” alt çizme konusu, yapımın bu denli 'genel izleyici'ye yayılmasının en kolay yollarından birisi olarak görülüyor olabilir. Ancak verilen bu ödünler, işin kalitesini ciddi derecede aşağılara çekiyor.

Klişeler Denizi
Şiddet sahnelerinde kan göstermekten çekinmeyen, bunu zaman zaman bir tür pornoya çeviren dizi; anlatı tekniği, hikaye ve kurgu açısından ciddi sıkıntılara sahip. Yapımın “akıcı/merak ettiren” tarafının gölgesinde kalan bu yanlar ise diziyi çerezlik bir izlenceye çeviriyor. Öyle ki diziden beklentiler “aklı tatile gönderip 8 saatlik bir zaman dilimini hiçbir şey düşünmeden geçirmek” noktasında ayarlanırsa her şey yerine cuk oturabilir. Fakat biraz düşünmeye başladığınızda Squid Game’in izleyici için ne kadar yorucu bir yapım olabileceği de ortada.

Kötünün kötü olma sebebi “zenginlik” ile, iyinin “iyi” olma sebebi “erdem” ile açıklanıyor. Ne felsefi ne entelektüel bir temel ortaya konabiliyor. Yapımdaki bütün düşünsel yollar klişelere esir edilmiş bir şekilde gerçekleştiriliyor.

“Bakın, bu sahne bu şekilde gelişti ve sonlandı. Siz de daha 5 dakika önce izlediğinizi hatırlamaktan aciz olduğunuz için size aynı sahneyi flash-back olarak tekrar göstereceğim.” İşte bu kaygı verilmek istenen her 'mesaj'da tekrarlanıyor. Yetmiyor, hikayenin ilerlemesi gereken noktalarda da aralara serpiştiriliyor. Bu bakış açısı da diziyi hazırlayan ekibin yaptıkları işe yeterince güvenmediklerinin ipuçlarını veriyor. Anlaşılan yaratıcı ekip bu yapımın hızlı ve düşünülmeden tüketilmesi gerektiği görüşünde hemfikir. Bu nedenle izleyicinin bütün düşünme paylarını kendileri bastıra bastıra peşin olarak ödüyorlar.

Dizi, müzik kullanımı açısından da klişe anlayışlardan kaçamıyor. Klasik müziğin sakinleştirici etkisiyle tezat oluşturarak “gerilimin ipuçlarını verme çabası” yapımda karşımıza çıkan basmakalıp tutumlardan bir başkası.

Aradığınız Mantık Bulunamadı
Squid Game her sahnesi analiz edilecek, derin anlamları ile izleyicinin entelektüel görüşüne katkı sunmayı hedefleyen bir yapım değil. Onun amacı “güzel zaman geçirtmek”. Bunu da “merak ettirme” kozunu oynayarak neredeyse sonuna kadar götürmeyi başarıyor. Fakat her ne kadar aklı tatile göndermiş olursak olalım, mantık gömüldüğü toprağın altından bizlere seslenmeden duramıyor.

Karakter dönüşümleri kesinlikle tatmin edici bir şekilde ilerlemiyor. Başkarakter gündelik hayatta bambaşka, oyunun içinde bambaşka bir ruha sahip olabiliyor. Yapım bu “değişimi” de göstermekten aciz kalıyor. Bu basit farkı ortaya koyamayan bir eserden, “başladığı noktadan farklı yerlere ulaşmış, değişim geçirmiş karakterler” beklentisi de abes olacaktır. Çünkü karakterler, bir değişim geçirmiş olsalar bile bunu işlemek ve anlatmak konusunda senaryo kaynaklı sıkıntılar yaşıyor.

Bölümün kalan 30 dakikası ise senaristlerin telaş içerisinde öyküyü noktalama ya da olası 2. sezon için bir virgül koyma çabasına şahitlik ediyoruz. Yüzleşme sahnesi geldiğindeyse klasik “ters köşe” çabasının nasıl bir komediye dönüştüğüne şahitlik ediyoruz.

Siraceddin liked these reviews

All